Ana Sayfa

Nasihatların başı şudur ki, islâmiyetin sahibine uymak lâzımdır. Resûlullaha uymıyanlar, âhırette azâbdan kurtulamaz. - İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh”

Âb-ı Hayat - 791 (Regaib Kandiliniz ve Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Regaib Kandilini, Cuma gününü ve üç aylarını tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim. ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... …. Enver abim, bir Regaib Kandili sohbetinde buyurdular ki;… Mübarekler buyurdular ki; Regaib demek, ragibetler demektir. Ragibet demek, umumi afv demektir. Allahü teala receb ayına çok kıymet veriyor. Bu ayın ilk cuma gecesine regaib denir. Umumi afv yani... O gece afv dileyenleri Allahü teala afv edecek. Afv etmek için sebep yaratacak o gece. Dolaysıyla, Allahü teala böyle bazı sebepler koyuyor ki, o sebeplere tutunarak kurtulsunlar diye. Beş vakit namaz, her namaz arası ortalama üç saat. Cenab-ı Allah meleklere emir vermiş ki, soldaki meleğe, bu kulum günah işlerse üç saat yazma. Çünki, âyet-i kerime var: Cenab-ı Hak Kur'ân-ı kerim de buyuruyor ki; Yaptığınız bir iyilik, sizin işlediğiniz bir günahı yok eder. Bir gün bir genç geldi Cenab-ı Peygamberin huzuruna, dedi ki; Ben bir günah işledim, bana ceza ver. Hiç cevap vermedi. Bir ara yine geldi, ben bir suç işledim, arz edeyim, bana cezamı ver. Hiç cevap vermedi. Kamet getirildi, namazı da kıldılar hep beraber. Dedi, ya Resulallah, ben size bir şey arz ediyorum. Cenab-ı Peygamber buyurdu ki; Sen bizle beraber namaz kıldın mı? Kıldım dedi. Bu âyet-i kerimeyi okudu. En büyük iyilik namaz, dedi. Yani, namaz kıldığın halde, sen hâlâ günahından mı bahsediyorsun, bitti. Dolayısıyla namaz, hani var ya hadis-i şerifte ; Namaz, evinin önünden geçen bir nehir gibidir. Günde beş defa ona girince kir kalır mı? Bu bir. İki; cuma, haftalık günahları affettiren bir sebep. Olur ya, çok birikmiş olabilir, Ramazan-ı şerif var, genel afv var. Bu arada kandiller var... İki arkadaş varmış, biri şehit düşmüş, diğeri de ertesi sene kendi kendine vefat etmiş. Bakıyorlar ki, sonradan vefat eden, şehitten daha üstün makamlara erişmiş ahirette. Diyorlar ki; bunun hikmeti nedir ya Rabbi? Bu şehit, öteki daha sonra vefat etti. Bu, daha çok sevap kazandı, ne hikmeti var? Cevap; bu arada namaz kıldı ve üzerinden bir Ramazan-ı şerif geçti fazladan ki, Allahü teala iki tane yapılan iyiliğin sevabını bildirmemiş kullarına. Yani iki tane sevap var ki, miktarını bildirmemiş Allahü teala. Kim bilir ne hikmeti var. Öbür tarafta miktarı belli olmadığı için, ne kadar açık varsa belki o açıkları kapatacak. Biri, Ramazan-ı şerif orucu, sevabı çok ama miktarı belli değil. ..... Enver abim, asırlarda ender yetişen çok müstesna bir insandı. Allahü teala rahmeti ile merhameti ile muamele eylesin inşallah. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 777 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... -6- Geçen haftanın devamı: Elhamdülillah, Enver abimin her emrini yerine getirdim, ne söylemişlerse hepsine peki dedim. Danışmadan da hiçbirşey yapmadım. Hele ki hizmet konularında mutlaka danıştım. Huzurpınarında ne yayınlanmışsa hepsi bir gün evvelden Enver abime gönderilirdi. Cuma yazıları gibi veya Hocamızın hayatından hazırlanılanlar gibi yazılar mutlaka sorulurdu. Hatta çoğu yerleri kaldırırlar veya değiştirirlerdi. Hatta birkaç keresinde de telefon ederek, şu kelimeyi değiştirdim buyurmuşlardı. Şunu şöyle yayınlayalım mı diye sual ettiğim bazı meselede, "yayınla" değil de, "şöyle yayınlayalım" diye cevap alırdım. Sonundaki "lım" kelimesi çok hoşuma giderdi. Huzurpınarına sahip çıktıklarını, himayelerinde olduğumuzu anlardım. (Bu arada mühim bir sır vereyim... Cuma yazılarını hazırlarken en zor mesele şu idi ki; Enver abimin sözlerini, Enver abimden bahsedemeden yazmağa mecbur olmak... çünki, emir ve izin böyleydi... Bana en zor, en acı gelen bu idi. "Benden bahsetmeden, Benim sözüm olduğunu belli etmeden yaz" buyurmuşlardı. Cuma yazıları sadece Enver abimin sözlerinden olduğu halde, kendisinden bahsedememek, en zor yanı idi). Son birkaç sene evveline kadar herşey hazırlanırken soruldu, tasdik edildikten sonra yayınlandı. Birkaç sene evvel, hazırlanma sırasında nasıl karar verileceğinin hususi usullerini öğrettiler. Ondan sonra hazırlanırken sorulmadı ise de, yine de yayınlanmadan bir gün evvel mutlaka kendilerine arz etmek âdetimiz halinde idi. Vefatlarına kadar da bu böyle devam etti. Şu anda Enver abim her ne kadar aramızda değilse de, vefatlarından birkaç ay evvel sohbetlerinde devamlı olarak, sık sık anlattıkları bir mesele şöyle idi; "Ölüm bir odadan diğerine geçmek gibidir" buyururlardı. Eminim ki bizim halimizden haberdardırlar. Enver abim hayattayken kendilerinden bahsettirmezlerdi. Abdülhakim efendi hazretleri, büyüklerden bahsederken "İnsan onlardı, biz kimiz ki.." buyururlarmış, kendisinden bahsetmezlermiş, her zaman hocasından ve büyüklerden bahsederlermiş. Biz Hocamızdan da bunu gördük, hiç bir zaman kendisinden bahsetmez, bahsettirmez, her zaman hocası Abdülhakim efendi hazretlerini, İmâm-ı Rabbânî hazretlerini, Mevlâna Hâlid hazretlerini anlatır, Onların büyüklüklerini anlatır, kendisinden bahsetmezlerdi. Enver abim de bu yolun devamı idi. O da kendisinden bahsetmedi, bahsettirmedi, her zaman sadece Hocamızı ve diğer büyükleri anlattı. Kendisini setr etti, gizledi. Bize sadece bir abimiz olarak görülmek istedi. Demek ki hakîkaten insan Onlarmış, büyüklük bu imiş.. ........ devamı haftaya inşallah. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Onun gibi biri gelmesi, yerinin doldurulması mümkün değildir. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 784 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... ............ Hatıraların devamı: 1984 senesi Tarabya oteli.... 31 sene evvel... Türkiye gazetesi çocuk dergisi bir panel hazırlamış... Kalabalık dinleyici kitlesi var. Seçkin misafirler var.. İstanbul'un idarecileri yanında ayrıca bakanlar ve milletvekilleri de var. İkindi namazı vakti daralmağa başladı, bazıları namaza gidiyor, benim gözüm ise Enver abiyi takip ediyor. Nasıl olsa Enver abim de namaza çıkacak, onunla çıkarım diye düşünüyorum. Enver abiler de, herkes kılıp gelsin, kendileri çıkarken dikkat çekmesin diye geciktiriyorlar. Enver abiler bir ara acele ile dışarı çıktılar, ben de hemen koştum fakat herkes benim gibi düşünmüş, herkes birden çıkdı, salonda pek kimse kalmayıverdi. Büyük bir salonda namaz için yerlere çarşaflar serilmiş, Enver abilerle birlikte yüzlerce abi de orada namaza başlamak üzereler. Kapıyı bazıları tutmuş, kimse girmesin diyor ve içeri sokmuyorlardı. Zorla dahi olsa girmeyi başardım. Girer girmez, Enver abilerle göz göze geldik. Ellerini kulaklarına kaldırmışlar, iftitah tekbiri almak üzereler ve bana bakıyorlar....Sende mi girdin, bu kadar kalabalık var girmeseydin diyecekler zannettim, hemen sütunun arkasına saklanmak istedim. Baktım ki Enver abim hızla benim yanıma geliyor, beni yakaladı ve cemaatin en önüne geçirip, "hemen imam ol, namazı kıldır" buyurdular. Şaşkın vaziyetde orada namaz kıldırdım, hemen arkada Enver abim vardı, bir de baktım beşyüz kişiden fazla cemaat var. Enver abiler namazdan sonra hızla yerlerine gittiler. Tarabya oteli civarından geçerken bu hatırayı her zaman yâd ediyorum, bu otelde imamlık yaptığımı hatırlıyorum. Allahü teala şefaatlerine nail eylesin inşallah. ........ devamı haftaya inşallah. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Onun gibi biri gelmesi, yerinin doldurulması mümkün değildir. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.