Ana Sayfa

Evliya, Onun sonsuz deryasından bir yudum içmekle muratlarına ermişlerdir. "Muhammed Masum hazretleri"

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ed
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... Enver abimin kalbinde, insanlara karşı öyle bir sevgi muhabbet vardı ki,.. insanlar ahiretde yanmasın diye ömrü boyunca uğraştı. Her yaptığı işte mutlaka insanların ahiretde kurtulmasına ait bir yönü vardı. Birisi bir sual sorduğunda mutlaka onun ahiretini düşünerek cevab verirlerdi. O, insanları çok sevdiğinden insanlar da Onu çok severdi. 22 Şubat'ta Eyüp Sultan'da cenaze namazı buna delildir. Eyüp Sultan'daki o mahşerî kalabalığın bir ikincisini gördüm diyen hiçbir insan bulunamaz herhalde. Enver abimizi her insan elinde olmadan, farkında olmadan severdi. Tabii bu sevgi, Onun kalbinden gelen sevginin yansımasıdır. Enver abimin kalbinde anlaşılamaz bir mıknatıs vardı,.. öyle ki; insanlar O'na doğru kuvvetle çekildiğini farkederlerdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hocamız; "Kalbden kalbe bir yol vardır; o yol, muhabbet yoludur. İş, o yolu ele geçirmektir. Bu muhabbet yolu ele geçerse, insan sevdiği ile beraberdir. Gece de beraberdir, gündüz de beraberdir. Dünyada da, ahiretde de beraberdir. Kabrde de, mahşer yerinde de beraberdir. Sevince beraberlik böyle olur" buyuruyorlardı. "İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli" buyuruyorlardı. Çünki, Peygamber efendimiz "sallallahü aleyhi ve sellem"; Dünyada kimi severseniz ahiretde onun yanında olursunuz, buyuruyorlar. Onun için, Enver abim de sık sık; "Kim olduğunuz değil, kiminle olduğunuz önemli" buyururdu. "Ahiretde nerede ve kimlerle beraber olmak istiyorsanız bu tercihi dünyada yapın" buyuruyorlardı ve bunun nasıl olacağını öğretiyorlardı. Yani, son nefesde imanla ölebilmenin yolunu gösteriyorlardı hep.. Sık sık söyledikleri bir söz: "Kurtulmak için kurtulanlarla beraber olmak lazım" buyururlardı. Vefatlarından birkaç ay evvelki son sohbetlerinin birinde, (Miraç kandilinde) buyurmuşlardı ki; "Size mutlak olan birşey söylüyorum: Ahiret hayatı, dünya hayatından daha rahat, daha huzurlu, daha iyidir. Sakın ola ki ölümden korkmayın. Ölüm; evin bir odasından diğer odasına geçmek gibidir. Müslümanlar son nefeste Peygamber efendimizi "sallallahü aleyhi ve sellem" görerek ve Cennet hayatını görerek, ölüm acısını hiç duymayacaklardır. Ömrü olana bu hizmetler, bu nimetler devam eder, ömrü olmayana da Cennet nimetleri nasib olur inşallah." buyurmuşlardı.. Gerçi Enver abimiz her zaman ölümden bahsederler, ölümü hatırlatırlardı, fakat son zamanlar kendilerini anlatmışlar lakin biz anlayamadık veya sevgimiz anlamamıza mani oldu. Her zaman anlatırlardı ki; "Son nefesde beyindekiler silinir, fakat kalbdekiler kalıcıdır. Beyin, bilgi yeridir, kalb ise sevgi yeridir. Son nefesde iman ile ölmek veya imansız ölmek, kalbdeki sevgiye tabidir. Kalbde yüzde ellibir neyin sevgisi önde ise ölüm anı o yönde olacaktır" buyururlardı. Ve sevdiklerinin kalblerinde ahiret sevgisinin önde olmasını, dünya sevgisini kalbden çıkarmayı tavsiye ederlerdi, bunun ehemmiyetini kalblere nakış nakış örerlerdi. Dünyayı kullanmak değil, sevgisinin kötü olduğunu, kalblere girmesinin kötü olduğunu her zaman anlatırlardı. Dünyanın bir binek olduğunu, vasıta olduğunu, gaye olmadığını, en iyisinden kullanmak fakat kalbe koymamak lazım olduğunu anlatırlardı. Dünya sevgisini kalbe koymanın, sarayın içine çöp dökmek gibi olacağını anlatırlardı. Bir sözün tesir etmesi için, söyleyenin o meseleyi tatbik etmesi, uygulaması lazımdır. Enver abimizin sözleri kalblere tesir ederdi. Çünki, kendi menfeatini hiç düşünmez, daima karşısındakinin iyiliği için, ahireti için söylerdi.. laf olsun diye değil, hücrelerine kadar inanarak, kalbinden söylerdi. Enver abim, asırlarda ender yetişen çok müstesna bir insandı. Allahü teala rahmeti ile merhameti ile muamele eylesin inşallah. Fî emanillah Ey lâtifler lâtifi, ey kalblerin meliki, ilim, takva ehlinin reisi, ehl-i sünnet varisi. İnsanların üstünü, doğru yolun rehberi, hayât esrarını çözen, âriflerin serveri. Asrın müceddidi, O vâris-i enbiyâ... Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa? Her kelamında rûhlara, âb-ı hayât akıyor, her sözü, kalblerden, pasları kaldırıyor. Aşkıyla tutuşanlar, yanıp kavruluyor, kalbi mühürlü olanın, nasibi olmuyor! Yapayalnız bir insan ulaşır mı felaha? Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa? Vurulmamak ne mümkün! Nur akan simanıza, seçilmişler vâsıldır, hizmete zatınıza. Mümkün olamaz karşılık, bizdeki hakkınıza, cana minnet biliriz, kulluğu kapınıza. Onun hürmetine yâ Rab, bizi Ondan ayırma! Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa? Resûlullahı, gösteren aynadır bizzatihi! Abdülhakim efendinin göz nurudur kendisi! Kurtarır layık olsak, teveccühünüz bizi, neler kazanmazdık ah! tanıyabilsek sizi... Ey gönüller sultanı, canım dayanmaz daha, Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa? Gözlerimi kapayıp, derin düşünüyorum, hayâlimde, rûhumda, bir Işık görüyorum. Kalbleri pak eden, bakışlar önündeyim, fakat bu, rü'yâ değil, bilmiyorum nerdeyim. Sevdamız bu Işığadır, rûhların tek matlûbuna... Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa? Doğrusu bu cihanda, başkaca Işık yoktur, Olsa bile sönüktür, ziyasız ve donuktur. Sizi bilenler bilir, bilmeyene söz yoktur. Bu nadide sofrada, kırıntı bize çoktur. Bu Işık kavuşturmuş , âşıkları ma'şûka... Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa? Bizden sadır olanlar, sizi sena edemez, boş laftan, yanlış sözden, daha öte gidemez. Hakire sükut düşer, karga nağme edemez! Sizi meth-ü senaya, diller kafi gelemez. Sevenlerin ne yapsın, zulmet dolu dünyada... Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa? Ardınızdan yetim kaldı ciğerpareleriniz, yüreği parçalanan aşıklar sizin sevenleriniz. Kararan gönüllere ilim meşalesiydiniz, İlim, takva ehlinin şüphesiz reisiydiniz. Unutulmayan nursunuz, ehl-i sünnet yoluna. Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa? Bir teveccühle, gaflet perdelerini gideren, bir tebessümle, sonsuz se'âdetleri veren. İlm, irfân, kerâmet, hârikalar menba'ı, bu dünyâ nazarınızda, sanki örümcek ağı. Ebedî sultân olur, bende olan Onlara. Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa? Alimlerin rehberi, âşıklar sığınağı, Dünya zulmette iken, kurtardınız etrafı. Sel gibi aktı yaşlar, sevenin gözlerinden. Ölüm size düğündür, biz olduk elem çeken. Sevenleriniz ne yapsın zulmet dolu dünyada? Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa? Bizimki övmek değil; nafile bir gayrettir, Belki birkaç söz ile, güneş'i tarif etmektir. Aşığa gönül gerek, bizlerdeki yürektir. Bu yolda makbul olan, kendini hiç bilmektir. Bu dünyayı terk ettiniz, kavuştunuz maşuğa. Huzur ailesi dayanır mı Sizden ayrı kalmağa? Enver abim idi, Sizinle aramızda vasıta olan, Enver abim idi, sırlarınıza vâkıf olan, Enver abim idi, Işığınızla cihanı aydınlatan, Enver abim idi, gönülleri ferahlatan, Sizden sonra, O'da kavuştu şimdi maşuğuna, Nasıl dayanılır, yetim kaldık bu dünyada.
 
Âb-ı Hayat - 903 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... Enver abim, 1990 senesi Kasım ayında böbrek ameliyatı için Amerika'ya gideceklerdi. Türkiye gazetesi abonelerinden bir hanım, telefon etmiş, o an için evde başka kimse bulunmayıp, telefona Hocamız bakmışlar. Telefondaki hanım, demiş ki; "Ben de böbrek nakli ameliyatı oldum, 40 gün Nureddin Cerrahi hazretlerinin kabrine gittim, 41 er defa lev enzelna okudum, çok iyi oldum, Enver bey'de böyle yapsın" demiş. Hocamız da bu konuşmayı, akşam evde söyleyip, buyurmuşlar ki; "Nureddin Cerrahi hazretleri evliyanın büyüklerindendir. Enver abinin vakti olmaz, bu vazife için bir abi, Enver abiye vekil olarak gidebilir. Ali'ye söyleyin, Enver abisine vekil olarak 40 gün gidip 41 er tane lev enzelna okusun" buyurmuşlar. Bizim haberimiz olunca hemen ehemmiyetle, birinci vazife olarak başlamıştık. Muayenehaneden hergün belirli vakitler ayrılıp, hiç aksatmadan muntazam olarak bu vazifeyi yaptım. Amerika'ya gideceklerinden birkaç gün evvel, bir cumartesi günü Enver abim beni aradılar; "Yarın giderken beni de al, Nureddin Cerrahi hazretlerine beraber gidelim" buyurdular. Türbede o sıralar tadilat yapılıyordu, zaman zaman içerisi kapalı olup, hacet penceresi önünde okurduk. O gün türbedara rica edip belirli saatler için açtırdık. Öğleye yakın saatlerde Enver abimden haber gelince, hemen evlerine gittim. Enver abim kapıda buyurdu ki; "Hocamız buyurdu ki; Nureddin Cerrahi hazretleri çok büyük evliyadır, orada dua etmeniz iyi olur". Gittiğimizde türbe de açıktı, içeriye girdik; "Oku bakalım" buyurdular. Efendim, bendeniz zât-ı âlînize amin demek için geldim, diğer okunacaklar uzun sürüyor, ayrıca tekrar geleceğim efendim dedim. Enver abim orada Nureddin Cerrahi hazretlerinin sandukası başında dua ettiler, sonra türbe içindeki diğer kabrleri ziyaret ettiler. Dışarıya çıktıkdan sonra, Eyüb sultan hazretlerine, Mehmed Emin Tokadi hazretlerine ve bazı kabr ziyaretine daha gittik. Akşama yakın evlerine bıraktım. (2006 senesinde de Enver abimin bir rahatsızlığında kendilerinden izin alarak bunu tekrarlamıştık. Bu konudaki bir vesikayı altta hatıra olarak ilave ettim.) Böyle mübarek bir insana hizmet etmek, bir insanın hayatındaki en kıymetli zamanlarını teşkil eder. Enver abime hizmet ettiğim, sohbetinde bulunduğum zamanlar, ömrümün en kıymetli zamanları olup, ahiretim için en kıymetli sermayem olarak biliyorum. Bu hatıraların hayali bile insanı mutlu etmektedir. Enver abim öyle farklı bir insandı ki, hiç kimse üzülmesin, herkes dünyada ve ahiretde mutlu olsun isterdi. "Yaratılanı severim, yaradandan ötürü" sözünü herkes bilir. İşte bu sözde tarif edilen insanın tam karşılığı, bu sözü tam olarak canlı yaşayan misal, Enver abimizdir. Kalbindeki insan sevgisi zirvede idi. Herkesin derdine çare bulurdu, fakat kendi derdini hiçkimseye belli etmezdi. Pek çok hastalığı olduğu halde, herkesin yanında hep neşeli olurdu. İçi kan ağlasa da yüzü hep gülerdi. Abdülhakim efendi hazretlerinin kıymetli oğlu, Ahmed Mekki efendi hazretleri Ona, zeynül mecalis buyurmuş, toplulukların zineti… Mübareğin iki tane oğlu vefat etmiş, tabii çok üzüntülü.. Enver abim ona ziyarete gittiğinde, Mekki efendi hazretleri, bir nebze olsun üzüntüsünü unutup gülebilmiş. "Seni görünce üzüntümü unutuyorum, neşeleniyorum, gülüyorum. Senin bulunduğun mecliste, toplulukta herkes neşeli olsun, sen zeynül mecalissin" buyurmuş. Hakikaten de Enver abimin bulunduğu bir yerde, herkes derdini, üzüntüsünü unutur, başka bir aleme giderdi sanki... Dünya aklımıza bile gelmez, ahiret hayatı yaşar gibi olurduk yanında. Birkaç saatlik zaman, birkaç saniye gibi bir anda geçerdi. Dışarıya çıktıktan sonra ancak dünyanın var olduğu anlaşılırdı... Enver Abi'mizin yanında üzüntüsü, sıkıntısı geçmeyen insan olamazdı... Biliyorum bazı şeylerin anlaşılması zordur, zaten bazı şeyler anlatmakla değil yaşamakla anlaşılır. Hani şimdi çekim gücü diyorlar, manyetik alan diyorlar ya… Enver abimin kalbinde öyle bir çekim gücü vardı ki, kalbinden yayılan öyle bir manyetik alan vardı ki,.. kalbini muhabbet bağı ile bağlamış olanlar, sanki koparılamaz halatlarla, zincirlerle bağlanmış gibidirler. Dinimizde bunun adına feyz deniyor. Zaten Onun yanına gelen herkes, kendi kalbindeki bu değişikliği hemen hissederdi. Kalbden kalbe yol vardır. Kalbleri birbirine bağlayan yol; sevgidir, muhabbettir. Bu sevgi yukarıdan aşağıya akar. Biz Onu bu kadar seviyorsak O bizi daha çok seviyordur. Bu da ahirette beraber bulunmanın alametidir, müjdecisidir inşallah. Enver abim, asırlarda ender yetişen çok müstesna bir insandı. Enver abimden aldığım bir mailden, hâtıra olarak bir parçasını, numune olarak altta ilave ettim. From: Enver Ören < Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır > Date: 11 Ocak 2006 Çarşamba 11:58:05 GMT+02:00 Subject: Re: Bu mail beni ağlattı. Allahü teala razı olsun. İyileşmem niyetiyle okusun. Allahü teala razı olsun. On 11.Oca.2006, at 06:25, wrote: Kiymetli Abicigim . 1990 senesinde, Enver abim böbrek ameliyatina gidecegi zaman, Hocamız bendenize bir vazife vermislerdi, 40 gün Nureddin Cerrahi hazretlerinin kabrine gidip 41 er tane levenzelna .. okumayi emretmislerdi, hatta birgün Enver abim beraber gidelim buyurdular, beraber de gitmistik. -eğer Enver abimin böyle bir emrleri olursa severek, halis niyetle bu vazifeyi yapmaya talib oldugumuzu arz ederim efendim. Enver abime her ………………………….
 
Teşekkür ederiz efendim
Teşekkür ederiz efendimImage MUAMMER DEDE'NİN ARDINDAN… Teşekkür ederiz efendim. Bugün yayınlanan "Muammer dedenin ardından" yazısı için binlerce mail aldık, herkes dedeye dua ettiklerini yazıyorlar. Dualarını bildiren herkese teşekkürlerimizi arz ederiz efendim. Bir misli de okuyanlara olsun inşallah. Maşallah. Demek ki bir insan Allahü tealanın sevdiklerini sevince, Allahü tealanın kulları da onu seviyor. Muammer dedenin büyükleri tanımasında, büyük abim (Osman abi) sebep olmuştu. Onun hepimizin üzerinde emeği ve hakkı, ödenemeyecek kadar çoktur. Onun için babama okunanlar, bir misli de Osman abiye gitmektedir. Babam ve kayınpederim (Elmas dede) dahil, bizim bütün sülalemiz firesiz olarak, Osman abi sayesinde büyükleri tanımıştır. Mübarek Hocamız; Eshab-ı kiram içinde de bütün sülalesi tâbî olan sadece hazret-i Ebu Bekr radıyallahü anh vardır buyururlardı ve dedeyi hazret-i Ebu Bekr "radıyallahü anh"a benzetirlerdi. Osman abi için de; "Enver abiden sonra en çok sevdiğim Osman abi'dir" buyurmuşlardı. Bir keresinde de, Hocamız, Osman abiye; "İlk göz ağrımsın" buyurmuşlardı. Bir keresinde Enver abiler, Hocamıza kitap satışı listesini okuyorlardı. Hocamız buyurdular ki; "Genç olsaydım ben de bu ekipde olurdum". Sarıyer'de Enver abiler 92 senesinde ev alıncaya kadar, 15-17 sene kadar, her hafta sonu Sarıyer'de Osman abinin yazlığına Hocamız ve Enver abiler teşrif ederler, Muammer dede, Elmas dede ve biz de hep beraber orada Hocamızın sohbetinde bulunurduk. Alttaki resimler o günlerde Osman abinin evinden hatıradır. Geçen sene, Muammer dedenin vefatından kısa bir zaman sonra, Bülent Arınç bey Bursa konuşmasında, Muammer dedeyi ve Osman abiyi anlattı. Muammer dedenin evvelki halini anlatıp, sonra; "Oğlu Osman, İstanbul'a okumağa gitmiş, babası da oğlunun tesirinde kalıp, yaşayış şeklini değiştirmiş, evvelki bağlı olduğu yerlerden ayrılmış" diye anlatmıştı. Velhasıl Osman abi sayesinde pek çok insan hakikati gördü, büyükleri tanıdı. En başta, tabii ki babamız Muammer dede. HUZUR PINARI âilesinin kıymetli mensûblarının müstecâb dualarını istirhâm ederiz efendim Unutmayalım ki, unutulmayalım. Allahü teâlâya emânet olun efendim ali zeki osmanağaoğlu
 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.