Ana Sayfa

Muhammed Resûlullah, mahbûb-i Rabbil'âlemîndir. Yâni Allahü teâlânın sevgilisidir. Herşeyin en iyisi, en güzeli, sevgiliye verilir. - İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh”

Âb-ı Hayat - 735 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... ............ Enver abim buyurdular ki; Abdülhakim-i Arvasi hazretleri "kuddise sirruh" buyuruyorlar ki; Kur'ân-ı kerim öyle bir kitab-ı ilahidir ki, onun her harfinde yüzbin derde, yüzbin şifa vardır. İlaçların bir kısmı kat'idir, bir kısmı zannîdir. Yani bir kısmı mutlak şifadır, bir kısmı ise şifa olabilir de, olmayabilir de. Kur'an-ı kerim kat'i şifadır. Hiç şüphe yok. Kat'i ilac olduğunu Allahü teala buyuruyor. Hocamız buyurdu ki: "Bir gün yolda giderken çok sevdiğim bir arkadaşıma rastladım. Arkadaşım üzüntüden bitmiş, hayattan ümidini kesmiş. Dedi ki; Yirmi yaşında bir kızım var. Doktorlar çok uğraştılar, çare bulunmadı, ümidi kestiler. Eve götürdük". Hocamız, bir tabak içine şifa âyetlerinin hepsini yazmış, biraz da su koymuş, bu sudan içsin buyurmuş. Onbeş-yirmi gün sonra kız iyileşmiş. (Tabii, yazana ve okuyana göre değişir. Herkes yazabilir, okuyabilir ama ağızdan haram girip-çıkmazsa tesir başka olur. Bir de, kâlbi ve kalıbı ile beraber okunması elbette lazım. Sadece kalıbı ile okuyup, kâlb başka şeylerle meşgul olmamalı). Ağız aynı ağız, yazı aynı yazı, ama o nerede, bu nerede... Bir şiirde geçiyor;... Dâne-i fülfül siyah, hâli mahbûban siyah. Her dû su zen, inkucah, ankucah: Karabiber siyah, sevdiğimin ben'i de siyah. İkisi de yakar. Biri kalbi, biri ağzı yakar. O nerede, bu nerede... (onun için, büyük zâtlar dua ederken, onların yanında, o anda başka dua etmekle boşuna uğraşmayıp, hazırda kabul olan, makbul dua varken, o duaya amin diyerek ortak olmağa çalışırsak kârlı çıkarız. Zîra kendimize yapacağımız duanın neticesi meçhul olabilir.) Bir adamcağız işi için bir başka memlekete gitmiş. Hanımı o gün çamaşır yıkamış, bütün gün çok yorulmuş ve yatmış. Hırsızlar da o gece, nasıl olsa ev sahibi yok, bu evi soyalım demişler. Hırsızlar geliyorlar, bir bakıyorlar ki evin etrafı yarıya kadar duvarla çevrili, (tam değil). Çok denemişler, eve girememişler. İkinci gece geliyorlar, bu defa duvar tepeye kadar duvarla çevrili! Evin sahibi gelince, hırsızlar gelip demişler ki; "Dayı! senin evi soymağa geldik, fakat soyamadık. Evin etrafında yarım duvar vardı, ikinci gün geldik, bu sefer duvar tepeye kadardı". Adam eve gelince hanımına anlatmış ve sormuş; ne yaptın, niye böyle diye. Hanımı; birinci gün çok yorgundum, Âyet-el kürsiyi tamamlayamadan uyumuşum. İkinci gün tam olarak okuyup yattım demiş. İmam-ı Rabbani hazretleri "kuddise sirruh", bir gün pencere kenarında hanımı ile beraber oturup, dışarıyı seyrederken, gülmüşler. Hanımı ne gördüklerini merak edip sorduğunda, İmam-ı Rabbâni hazretleri buyuruyorlar ki; "Dışarıda birisi geçiyordu, şeytan sağ tarafından saldırmak istedi, yanındaki melek şeytanın kafasına bir topuz vurdu, şeytan öbür tarafa geçti, tam oradan içeri girecekti, melek bir kere daha vurdu, arkadan saldırmak, kalbine vesvese vermek istedi, orada bir tokmak daha yedi, öne geldi, yine birşey yapamadı". Hanımı merak etmiş, neden birşey yapamadığını sormuş. İmam-ı Rabbani hazretleri; "Mübarek adam evden çıkarken Âyet-el kürsi okumuş" buyuruyor. Âyet-el kürsi bir duvar gibi örmüş etrafını. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 728 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... Allahü teala rahmet eylesin, mekânını Cennet eylesin, kabrini Cennet bahcesi eylesin, kabrini nûr-u îmân ile, nûr-u Kur'an ile pürnûr eylesin. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin ve silsile-i âliyye efendilerimizin şefaatine kavuştursun inşallah. Derecesini âlî eylesin inşallah. ............ UNUTMAYALIM Kİ, UNUTULMAYALIM. Unutmazsak, unutmazlar... hatırlarsak, hatırlarlar. 22 şubat 2013... yetim kaldığımız gün. Hüznümüzün, acımızın zirveye çıktığı gün... Dünyanın tadının, zevkinin kalmadığı gün... Abimiz, babamız, hocamız, herşeyimiz ENVER ABİMİZ'i kaybettiğimiz gün... Mübarek Hocamız buyururdu ki; "Eskiden dünyanın sevilecek tarafı vardı, çünki Allah adamları, evliyalar vardı, şimdi onlar olmayınca dünyayı sevmemek daha kolay". Evet, hakikaten öyleymiş, insanın sevdikleri birer birer dünyadan ayrılınca, dünyanın hiç bir değeri olmadığı, sevilemeyeceği anlaşılıyor. Bunu evvelden ilim olarak, bilgi olarak bilsek de, kalbde nasıl yaşanır bilemezdik. Çok sevdiklerimizden ayrılınca yakînen öğrenmiş olduk. Enver abimiz olmasaydı, biz hocamızı tanıyamazdık, silsile-i âliyye büyüklerini tanıyamazdık, Peygamber efendimizin kıymetini bilemezdik, dinimizi yaşamanın ne olduğunu bilemezdik. Bize bu sevgilerin kıymetini öğreten, kalbimize yerleştiren, büyüklerin büyüklüğünü öğreten, Cennete nasıl gidileceğini, Cehennemden nasıl sakınılacağını öğreten, insan sevgisini öğreten, yumuşaklığı, kalb kırmamağı öğreten, ailemize karşı, insanlara karşı nasıl davranılacağını öğreten, her sıkıntımızda sadece kendisine müracaat edip dertlerimize anında çare bulup bizi rahatlatan, her hatâmızı afv eden, Hocamız ile aramızda vâsıta olan, Ehl-i sünnet itikadını öğreten, kimin sevilip kimin sevilmeyeceğini öğreten, kim olduğumuzun değil, kiminle olduğumuzun kıymetini öğreten, dinimize fitne çıkarmadan nasıl hizmet edileceğini öğreten, güler yüzlü olmayı, neşeli olmayı öğreten, velhasıl insanlığımızı öğreten, Allah sevgisini, sevmemiz lazım olan büyüklerin sevgisini kalblerimize nakış nakış ören ENVER ABİMİZ idi. Merhameti, şefkati, sabrı, yumşaklığı, kalb kırmamağı kitablarda okurduk, kitablardan öğrenirdik, fakat nasıl olduğunu bilmezdik, hatta bunların ve bütün güzel huyların bir insanda bulunabileceğini bilmezdik. Enver abimizi tanıyınca güzel huyların nasıl olduğunu ve bir insanda hepsinin toplanabileceğini görüp anlamış olduk. İslamiyetin tarif ettiği kâmil insanın nasıl olacağını görmüş olduk. Talebelerine sık sık hatırlatırlardı; "Üzen olma, üzülen ol. Ezen olma, ezilen ol. Üzen yandı, üzülen kazandı" buyururlardı. Abdülhakim efendi hazretleri, büyüklerden bahsederken "İnsan onlardı, biz kimiz ki!.." buyururmuş, kendisinden bahsetmezmiş, her zaman hocasından ve büyüklerden bahsedermiş. Biz hocamızdan da bunu gördük, hiç bir zaman kendisinden bahsetmez, bahsettirmez, her zaman hocası Abdülhakim efendi hazretlerini, İmâm-ı Rabbânî hazretlerini, Mevlâna Hâlid hazretlerini anlatır, Onların büyüklüklerini anlatır, kendisinden bahsetmezdi. Enver abim de bu yolun devamı idi. O da kendisinden bahsetmedi, bahsettirmedi, her zaman sadece Hocamızı ve diğer büyükleri anlattı. Kendisini setr etti, gizledi. Bize sadece bir abimiz olarak görülmek istedi. Demek ki hakîkaten insan Onlarmış, büyüklük bu imiş.. Bize Huzur Pınarı'nı kurdurduğu zaman yazı yazmayı öğretti, senelerce cuma yazılarını hazırlayınca hataları düzelttirdi, bazan telefonla, bazan mail ile "şu kelimeyi şöyle değiştirdim" dediği çok olmuştur. ("değiştir" değil de, "değiştirdim" demesi, çok hoşumuza giderdi, Huzur Pınarı'na sahip çıktıklarını anlardık.) Nasıl yazı yazacağımızı öğretirdi, fakat kendisinden bahsettirmezdi. "Benden bahsetmeden, Benim sözüm olduğunu belli etmeden yaz" buyurmuştu. Enver abimin sözlerini, kendisinden bahsedemeden yazmak, yazı yazmanın en zor yanı idi. Enver abim kiminle konuşsa onun frekansına göre haraket etmesini iyi bilir, hiç kimseyi korkutmaz, çocukla çocuk olur, büyükle büyük, neşeli ile neşeli olur, dertlinin de derdini alır, onu neşelendirirdi. Herkes bir kere daha Enver abileri görsek diye çırpınır, onun yanından ayrılmak istenilmezdi. Enver abim zeynül mecalis idi. Onun bulunduğu yerde herkes neşeli olurdu. Kimin ne derdi olsa orada unuturdu. Zaten Onun yanında dünya hiç akla gelmezdi. İnsan başka bir âleme gider adetâ Cennet hayatı yaşanırdı yanında. Vaktin nasıl geçtiği belli olmazdı onunla beraberken. Enver abimde silsile-i âliyyenin kokusu olduğu için herkes Onu görebilmek, birkaç dakika sohbetinde bulunabilmek için işini, derdini, dünyayı unuturdu. Velhasıl Enver abim, asırlarda pek ender yetişen, dünyada bir benzeri bulunamayacak olan, yeri doldurulamayacak olan bir abi, bir baba, bir hoca, bir büyüktü. Abdülhakim efendi hazretleri, "Büyükler heybelerini doldurup gittiler, yerleri boş kaldı" buyurmuş.. Hakikaten gidenlerin yeri doldurulamıyor. Enver abim 1990 senesi Kasım ayında böbrek nakli ameliyatı için gitmişti. Ameliyatdan sonra, 9 Kasım günü Hocamıza ziyarete gittik. Hocamız o gün buyurdular ki; "Dün gelseydiniz, bizi böyle neşeli bulamazdınız. Çok üzüntülüydük. Ağlıyarak duâ ediyorduk. Yâ Rabbi, Enver'i bize bağışla, müslimânları yetim bırakma diye duâ ediyorduk. Enver'e bir şey olursa biz de, bütün müslimânlar da, yetim kalırız. Enver bey hepimizin babası. Allahü teâlâ onu, bunun için yaratmış. Gece-gündüz, düşüncesi dine hizmet. İhlası çok, gayretli, hâfızası da çok kuvvetli. Benim söylediklerimi aylar sonra bile hatırlayıp aynısını anlatıyor. Enver abideki ihlâs bütün arkadaşlara aks etmiş. Çünki, "İnsanların dini, reislerinin, başkanlarınınki gibi olur" buyuruluyor. Onun için arkadaşların ihlâsı Enver abiden geliyor. Bugün gazetede resmini görünce sevindik. Neş'emiz yerine geldi." buyurmuşlardı. Bir keresinde de mübarek Hocamız buyurmuşlardı ki; Enver abinin güzel siyaseti, güzel idaresi sayesinde hepimiz rahat ediyoruz. Hocamızın bu sözlerinden herşey açık ve net anlaşılmaktadır. Enver abimizin nasıl olduğu, Hocamızın nazarında yerinin ne olduğu ve değeri gayet açık anlaşılmaktadır. Enver abim için başka söze ne hacet var ki...! Bir insanın kıymeti sevdiklerinden ve sevenlerinden belli olur. Allahü teala bir kulunu severse O'na kendi dostlarını, sevdiği kullarını tanıtır ve sevdirirmiş. Allahü teala Enver abimize bu büyükleri hem sevdirmiş, hem onlara hizmetle şereflendirmiş, hem de Onların kalblerine girmek nasib etmiş.. Hocamız buyururdu ki; "Bu büyüklerin bir kişiyi sevmesi demek, Peygamber efendimizin ve Allahü tealanın da sevmesi demekdir". Enver abimiz ismiyle müsemmâ, nûr'dur. Allahü teala Enver abimizi, insanları sevindirmek, insanların ihtiyaçlarını Onun elinden vermek, insanların kalblerini ferahlandırmak için ve insanların dünya ve ahıret seadetine kavuşmaları için yaratmış. Enver abimizi tanımayanlara bunları anlatmak çok zor, tanıyanların ise bu sözler az bile dediklerini duyar gibiyim. Velhasıl Enver abimiz melek miydi, insan mıydı diye düşünülecek, bu devirde böyle bir insan olabilir mi denilecek bir insandı. Enver abimizi iyi anlıyoruz, iyi tanıyoruz, yani anlayamıyacağımızı iyi biliyoruz... Bir şair diyor ki; "Sen doğduğunda herkes güldü sen ağladın, Öyle hayat yaşadın ki, öldüğünde herkes ağlarken sen gülüyorsun". Bu beyt Enver abimizi tarif ediyor. Zaten âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir buyurulmuş. Enver abimi 1969 senesinde 46 sene evvel tanıdım; bu kadar zaman içinde, Enver abimin, herhangi bir kimseyi kırdığıni, incittiğini görmedim. Kendisine düşmanlık edenlere bile kolayca ihsan edebilmeyi, sevmeyenlere dahi güleryüzlü davranmayı yalnız O'nda gördüm. Herkesin gönlünde taht kurmuştu Enver abim. Kiminle görüşse, her zaman herkesin gönlünü alırdı. Binlerce seveni, Enver abimizi görebilmek için, birkaç kelime sohbetini dinleyebilmek için yarışırlar, nasihatini dinleyebilmek için can atarlardı. Görüştüğü herkesin tek tek hatırını sorar, gönlünü alır, derdini dinler, sıkıntısını giderirdi. Herkesin duasını alırdı. Buyururdu ki; "Yönünü dünyaya dönen, insanlarla çarpışır, yönünü ahırete dönen, insanlar, onun gibi olmak için yarışır". Enver abim yönünü ahırete dönmüştü, herkes Onu örnek alıyor, Onun gibi olmak için çalışıyordu. Dünyada bizim aramızda görülse de, sanki başka âlemde, ahıretde gibi idi. Bu dünyanın insanı değildi sanki. İnsanlara iyilik yapmak hücrelerine işlemişti. Anlaşılması çok zor, hatta anlamak mümkün değildi. Her zaman Allahü tealanın dostlarını, sevdiği kullarını anlatırdı. Yani Allahü tealanın velî kulları ile bizim aramızda köprü olurdu. O büyüklerden alıp bize aktarabilen zülcenaheyn bir büyüktü. Yerinin doldurulabilmesi mümkün değildir. Abdülhakim efendi hazretlerinin gözbebeği muhterem Hocamız Hüseyin Hilmi Işık hazretlerinin en çok sevdiği talebesi, dâmâdı ve her konuda tek vekili idi. Hocamız buyururdu ki; "Enver abinin sözü, benim sözümdür". "Enver abiyi üzen beni üzer". "Size iki emanet bırakıyorum, biri Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye, diğeri Enver abidir". Enver abim bizim herşeyimizdi, abimiz, babamız, rehberimiz, hocamız, canımızdı.. Şimdiden sonra bize düşen vazife; Ona layık talebe olabilmek, Onun öğretdiği gibi yaşayabilmektir. Her karşılaştığımız şeyde, Enver abim olsa bunu nasıl yapardı diye düşünerek Onun gösterdiği yoldan yürüyebilmektir ki, ahıretde dahi onunla beraber olabilelim inşallah. Vefatından birkaç ay evvelki son sohbetlerinin birinde, (Miraç kandilinde) buyurmuşlardı ki; "Size mutlak olan birşey söylüyorum: ahıret hayatı, dünya hayatından daha rahat, daha huzurlu, daha iyidir. Sakın ola ki ölümden korkmayın. Ölüm; evin bir odasından diğer odasına geçmek gibidir. Müslümanlar son nefeste Peygamber efendimizi "sallallahü aleyhi ve sellem" görerek ve Cennet hayatını görerek, ölüm acısını hiç duymayacaklardır. Ömrü olana bu hizmetler, bu nimetler devam eder, ömrü olmayana da Cennet nimetleri nasib olur inşallah." buyurmuşlardı.. Gerçi Enver abimiz her zaman ölümden bahsederler, ölümü hatırlatırlardı fakat son zamanlar kendilerini anlatmışlar lakin biz anlayamadık veya sevgimiz anlamamıza mani oldu. Her zaman anlatırlardı ki; "Son nefesde beyindekiler silinir, fakat kalbdekiler kalıcıdır. Beyin, bilgi yeridir, kalb ise sevgi yeridir. Son nefesde iman ile ölmek veya imansız ölmek, kalbdeki sevgiye tabidir. Kalbde yüzde ellibir neyin sevgisi önde ise ölüm anı o yönde olacaktır" buyururlardı. Ve sevdiklerinin kalblerinde ahıret sevgisinin önde olmasını, dünya sevgisini kalbden çıkarmayı tavsiye ederlerdi, bunun ehemmiyetini kalblere nakış nakış örerlerdi. Dünyayı kullanmak değil, sevgisinin kötü olduğunu, kalblere girmesinin kötü olduğunu her zaman anlatırlardı. Dünyanın bir binek olduğunu, vasıta olduğunu, gaye olmadığını, en iyisinden kullanmak fakat kalbe koymamak lazım olduğunu anlatırlardı. Dünya sevgisini kalbe koymanın, sarayın içine çöp dökmek gibi olacağını anlatırlardı. Bir sözün tesir etmesi için, söyleyenin o meseleyi tatbik etmesi, uygulaması lazımdır. Enver abimizin sözleri kalblere tesir ederdi. Çünki kendi menfeatini hiç düşünmez, daima karşısındakinin iyiliği için, ahıreti için söylerdi.. Laf olsun diye değil, hücrelerine kadar inanarak, kalbinden söylerdi. Enver abiler son sohbetlerinden birinde buyurdukları şu sözleri çok dikkat çekici ve mânidardı; ("Cenab-ı Peygamber "aleyhissalatü vesselam" birşey buyurdu mu, o buyurduğu nesne kıyamete kadar geçerlidir. O buyuruyor ki "aleyhissalatü vesselam"; "Dünyada kim kimi severse ahirette onunla beraber olacaktır." İnşallah Enver abi sizinle beraber olsun. İnşallah siz de benimle beraber olun, bitsin bu iş. Uzun lafın kısası… Perşembe günleri umumiyetle kabristana gidiyorum. Ziyaretlerimi yapıyorum. Ondan sonra kendi yerime geliyorum. Hani derlermiş ya eskiden. Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var. Bakıyorum orada, birgün bu toprak kazılacak. Enver abi içine konacak, örtülecek. O konuşan diller, o gören gözler, o işiten kulaklar hepsi, herşey orada bitecek. Ne yapacaksın ki hayat böyle. Mübarek Hocamız "kuddise sirruh" Allah rahmet eylesin, buyurdular ki; Doğmak ölmenin habercisidir. Peygamberimiz buyuruyorlar ki "aleyhissalatü vesselam"; Benden sonra ümmetimin başına iki büyük bela gelecek, ona üzülüyorum, ona endişe ediyorum. Dediler, Ya Resulallah nedir o? Buyurdu ki; Allah'a değil, nefslerine tapacaklar ve ölümü unutacaklar. Yine bir hadis-i şerif'de cenab-ı Peygamber buyuruyor ki "aleyhissalatü vesselam"; Ağzınızın tadını kaçıranı çok hatırlayın. Çünki hayat o gün başlayacak. Nasıl bir hayat ? Sonsuz... Mübarek Hocamız, "Allah rahmet eylesin, Allah şefaatlerine nail eylesin", kırk veya elli senede o Tam İlmihal'i hazırladılar. Hiç durmaksızın, gece gündüz durmaksızın, vakti saati belli olmaksızın. Çok defa gece saat 02.00 de matbaaya telefon edilmiştir, baskıyı durdurun, ilave var diye. Böyle bir çalışma içerisinde bu eser meydana gelmiştir ve eserin en kısa tarifi; binlerce çiçekten toplanmış süzme bal. Arı olacaksın, çiçeklere konacaksın, oradan ufacık birşey alacaksın, kovana koyacaksın, bitti senin ömrün zaten. Sonra da bal yapacaksın... Hazır süzme bal…. Mübarek Hocamız buyurdular ki; İlmihal'i okuyan, onu öğrenen âlim olur. Neden? Çünki, âlimlerin sözü. "Benim sözüm değil. Ben bir kelime ilave etmedim kendiliğimden. Bir kelime koymadım. O pırlantaların arasında cam parçasının ne işi var. Hele içindekileri de yaparsa, tatbik ederse, evliya olur", buyurdular. Enver Abi sabahleyin hastahanede dedi ki; hepimiz okuyoruz elhamdülillah. Ama şöyle, ama böyle, okuyoruz. Fakat, bu okuduğumuz İlmihal'den istifade ediyor muyuz etmiyor muyuz, bir de bunu kendimize sormamız lazım. Bir mümin, İlmihal'i okuyor, hele hele bir de içindekileri yapıyorsa, bunun iki alameti vardır. Bir; insanın ilmi arttıkça tevazuu artar, daha alçak gönüllü olur. İlmi arttıkça daha tevazu sahibi olur. İlmi arttıkça, kendisinden artık utanır hale gelir. İlmi arttıkça, Allahü teala'ya yakınlığı artar. İlmi arttıkça ölüm halleri artar. Yani ilmin artması, ahırete yaklaşması, Cenab-ı Hakka yaklaşmasıdır. Mübarekler buyurdular ki; "Hatta aslanın ağzındaki yem gibi olur". Ağzını kapatsa öldü. O kadar kendilerini korku içinde hissederler, Allahü teala'nın haşmeti, büyüklüğü yanında. Neden? İlimle tanıyorlar çünki, tanımaya doğru gidiyorlar. Allahü teala Kur'ân-ı kerim'de mealen buyuruyor ki; " Âlimler, Allah'tan çok korkanlardır." Bir de Tam İlmihal'in içindekileri yapıyorsa, onun da bir alameti var. O da tasavvuftur, yani evliyalık basamaklarıdır. Evliyalığın nihayet en son basamağı, tek kelime ile; hiç kimseyi incitmemektir. Çikolata gibi olur, kaymak gibi olur, bal gibi olur, hatta su gibi olur. Herkes onu bir an görmek ister, herkes onunla bir an beraber olmak ister.") Enver abiler son sohbetlerinde buyurdular ki; "Enver Abi hepinizden dua bekliyor. Söz mü? Allah hepimize hidayet versin. Cenâb-ı hak hepimizi, elemden kederden üzüntüden ve kul haklarından muhafaza etsin. Ben daima sizlerden iyi haberler bekliyorum. Ben haklarımı helal ettim, siz de helal edin". Allahü teala rahmet eylesin, mekânını Cennet eylesin, kabrini Cennet bahcesi eylesin, kabrini nûr-u îmân ile, nûr-u Kur'an ile pürnûr eylesin. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin ve silsile-i âliyye efendilerimizin şefaatine kavuştursun inşallah. Derecesini âlî eylesin inşallah. Allahü teala dünyada olduğu gibi ahıretde dahi bizi Onlardan ayırmasın, şefaatlerine kavuştursun inşallah. Onların açtığı yolda, öğretdikleri gibi yaşamayı, istedikleri gibi hizmet etmeyi, Onlara layık talebe olabilmeyi nasib etsin inşallah. Allahü teala Enver abimin kabrini cennet bahçesi eylesin, hesabsız sualsiz cennetine alsın inşallah. Huzur Pınarı ailesinden ENVER ABİMİZ için dua etmelerini, hiç olmazsa bir Fatiha okumalarını istirhâm ediyorum. Zira dua edene mi, edilene mi faydası olacağı sonra belli olur. Allaha emanet olun efendim. UNUTMAYALIM Kİ, UNUTULMAYALIM. ali zeki osmanağaoğlu. ....... ......... Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Onun gibi biri gelmesi, yerinin doldurulması mümkün değildir. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah. Ezeli hilkatte ziyafet çekilmiş Enver'e Ruhun doymuş, sığmamış hiçbir yere Hep biri bulmuş gezse de nerder nere Müjdelerle selam olsun kimki muhip Enver'e Ey konca-i nurun cem'i Enver Hürmetine sevsin bizi ol server Matlubu maksut O dur cevher Çün Allahü Ekber, Allahü Ekber
 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.