Ana Sayfa

Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, Ona tâbi olmak şarttır. "Muhammed Masum hazretleri"

Âb-ı Hayat - 889 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... Enver abim buyurdular ki; Enver abim, mübarek Hocamızın vefatından bir müddet sonra bize bir vazife vermişlerdi. "Hocamızdan ne duydunsa hepsini yaz, bana ver. Ama yalnız bana ver. Tek nüsha olsun" buyurdular. 1969-2001 arası Hocamızdan işittiklerimi zaten günü gününe yazmıştım. Bazı insanlar hani günlük tutar ya,... ben de, sadece Hocamızdan ve Enver abimden işittiklerimi günlük olarak yazmıştım. Hocamızın bir sohbetinde bulunup da onu aynı gün yazmadığım olmamıştı hiç... Enver abim de bunu biliyordu. Hatta bazan latife yollu takılırlardı; "Bugün yine her kelimeyi hiç kaçırmadan yuttun, bunları yaz, sonra lazım olur" buyururlardı. Hocamızın vefatından birkaç sene sonra Enver abim bu vazifeyi verince, daha evvel yazılan defterleri bilgisayara aktardım. Zaman zaman Enver abim bu çalışmanın ne durumda olduğunu sorarlar ve Sarıyer'deki evlerine davet edip kontrol ederlerdi. (altta, bu konudaki bir hatıra vesikayı koydum). Gece- gündüz gayret ederek iki tane kitap meydana geldi. Emrleri üzere tek nüsha yapıldı. Bitirdiğimi arz ettiğimde, bir cuma günü Sarıyer'de Cuma namazı için davet ettiler. Her Cuma olduğu gibi kalabalık misafirler vardı. Hatta Abdülhakim efendi hazretlerinin talebelerinden de birkaç zât vardı. O gün Enver abim, getirdin mi diye sordular. Getirdiğimi arz edip teslim edince, buyurdular ki; "Ali bir kitap yazmış, fakat basılsın diye değil, sadece Enver abisine vermek için yazmış. Ali bize danışmadan, izin almadan hiçbirşey yapmaz. Biz Ali'den ve hizmetlerinden memnunuz" buyurdular. Enver abim, bir vazife verince neyi nasıl yapacağımızı da kendileri öğretirler, işin sonuna kadar da ilgilenirlerdi. Herkesle nasıl ilgilenebildikleri, dünyanın heryerinden dertlerine çare arayanların imdadlarına nasıl yetiştikleri, akıl ile anlaşılabilecek birşey değildi. Zaten hayatı incelenirse sıradan normal bir insanın kapasitesi dışında olduğu, anlaşılamaz olduğu belli olur. Nâçar kalan herkese çare bulurlardı. Kapıları ümitsizlik kapısı değildi. Bir sual soran herkes, tam mutmain olarak dönerdi, soranın kafasında veya kalbinde acabası kalmazdı. Enver abimde anlaşılamaz bir mıknatıs vardı,.. öyle ki; insanlar O'na doğru kuvvetle çekildiğini farkederlerdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Enver abim, asırlarda ender yetişen çok müstesna bir insandı. Allahü teala rahmeti ile merhameti ile muamele eylesin inşallah. Fî emanillah
 
Âb-ı Hayat - 882 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... 2008 senesi, Haziran ayının 5' i perşembe... Enver abim'in İhlas Holding'de VİP salonunda yemekli sohbeti vardı. Huzurpınarına hizmet eden arkadaşlarını da getir buyurmuşlardı. Yemekden sonraki sohbetde, Enver abim buyurdu ki; Allahü tealaya hamd olsun. Halimiz her geçen gün daha iyiye doğru gidiyor. Tabii iyinin daha iyisi olacaktır. Birkaç hedefimiz daha kaldı. Dua edelim de Allah bizi o hedeflere kavuştursun inşallah. Allah rahmet eylesin, bir gün Mübarekler buyurdular ki; Artvin'de su arıtma cihazı satan da, bu sevaba dahildir. Dolayısıyla, burası bir şirkettir, buraya ismini dâhil etmek gerekir. Mutlaka size de bir pay gidecektir. Ama hiç ismin yoksa bu hizmetden pay gelmez... Karınca İbrahim aleyhisselamın ateşinin sönmesi için su taşıyormuş. Senin taşıdığın bu suyla hiç ateş söner mi, demişler. Karınca da demiş ki; Ben de ateşin sönmeyeceğini biliyorum. Ama ben tarafımı belli ediyorum... Yusuf aleyhisselam köleymiş ve pazarda satılıyormuş. Ama çok da güzelmiş. İnsanlar cüzdanlarını doldurmuş onu satın almaya gidiyorlarmış. İhtiyar mı ihtiyar bir kadın da üç tane eski bir ipi boynuna asmış, onunla satın alacakmış. Sen dur bakalım. Bütün zenginler, padişahlar bu köleyi satın almaya geliyor, sen de bu üç tane iple mi satın alacaksın, demişler. O da demiş ki; İsmim yazılsın yeter... Süleyman aleyhisselam da hem Peygamber hem de padişahmış. Her yerden hediyeler geliyormuş. Bir karınca da bir çekirge bacağını kapmış, Süleyman aleyhisselamın sarayına gitmiş. Karıncaya, nereye gidiyorsun, demişler. Hediyemi götürüyorum, demiş. Sen dalga mı geçiyorsun? Herkes büyük hediyelerle gelirken, sen bu çekirge bacağını mı götüreceksin, demişler. Karınca; oraya gidince bacağa bakmayacaklar, kim hediye getirmiş diye bakacaklar. Hediye getirenlerin listesine girmek için gidiyorum, demiş. Dolayısıyla, bir Namaz kitabını alırsın verirsin. Çünki, bu dinin iki tane ayağı vardır. Birincisi öğrenmektir, ikincisi de öğretmektir. Eğer bize ecdadımız dinimizi öğretmeselerdi, biz şimdi kim bilir ne olurduk? Müslüman olamazdık. Eğer onlar canlarıyla, mallarıyla, kanlarıyla, bol fedakârlıklar göstermeselerdi, hiç birimiz İslamiyyeti bilemezdik. Peki, bizden sonra gelecek olan nesiller; ecdadımız bir sürü fedakarlık yapıp size bunları öğrettiler, peki sizler bize bunları niçin öğretmediniz, derlerse halimiz ne olur? Onun için az da olsa bir şeyler yapmalıyız. Sponsor olmalıyız. Buradaki abilerle beraber hareket etmeliyiz. Hiçbir hasenâtı geri çevirmemeliyiz. İmam-ı Rabbani hazretleri "kuddise sirruh" buyuruyorlar ki; Allahü teala bir kuluna iki şeyi vermişse, ona her şeyi vermiştir. Birincisi; Ehl-i sünnet vel cemaat itikadı. İkincisi; ilim öğrendiği kimsenin Allah adamı olması. Allah adamı olmak çok zordur. Padişaha yazdıkları bir başka mektuplarında yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyorlar ki; Bütün vaazların, bütün nasihatlerin özü, Allah adamlarıyla beraber olmaktır. Çünki, bu dünyada kim ile beraber olunursa, kim sevilirse, ahirette de onunla beraber olunacaktır. Peygamberimiz "aleyhissalatü vesselam" buyuruyorlar ki; Kişi sevdiği ile beraberdir. El mer'ü mea men ehabbe. Allah korusun, bir Allah düşmanına muhabbet beslersen, onunla beraber olursun. Bir Allah dostuna muhabbet beslersen, onunla beraber Cennette olursun. Ben bu abilerle beraber olmak istiyorum... Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 868 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü teala Ramezan-ı şerifin şefaatine nail eylesin, Ramezan-ı şerifde afv ve mağfiret eylediği kullarının meyanına dahil eylesin inşallah.. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... 2008 senesi, temmuz ayının 12' si ... Enver abim, huzurpınarına hizmet eden dava arkadaşlarımı görmek istiyorum, Güzelşehir'e getir, buyurdular. Yatsıdan sonra çok tatlı bir sohbet oldu.... O gün Enver abim buyurdu ki; Allahü teala dünyada ve ahirette ayırmasın. Mübarekler buyurdular ki; Din kardeşinin sevgisi sınırsız olduğu, sonsuz olduğu için doyulmaz. Ama onun dışında neyi severseniz sevin, sınırı vardır. Din kardeşliğinin sınırı yoktur, onun için sevgi buna denir. Sınır yoksa, sevgi denir. Sınır varsa, o karakolda biter. Enver abi neşeli, elhamdülillah. Nasıl olmasın ki? Bir vali varmış. Padişahın hışmına gelmiş, idama mahkum olmuş. Eline zincir, ayaklarına demir vurup, idama götürüyorlarmış. Yolda giderken bakmış, bir adam bir çocuğu feci dövüyor. Çocuk, Hocam yetiş, diye bağırınca, döven adam küt, gitmiş. Bu da, bunda bir iş var; ya Rabbi, bu çocuğun hocasını bana da gönder, demiş. Vali afv oldu diye, hemen emir gelmiş. Ya Rabbi, bu çocuğun hocası kimse bana gönder deyince, onun duası ile afv olmuş. Çok zalim, çok kötü, çok fasık bir vali varmış. Zulm ediyormuş. Adam bakmış ki, kurtulması mümkün değil, Yemen'de çok mübarek bir zâtın kabrinin dibinden yer satın almış. İsmini yazdırmış, cismini yazdırmış, ben ölünce beni buraya gömeceksiniz, demiş. Ölünce de bunu oraya gömmüşler. Melekler gelmiş, apar topar cehenneme götüreceklerken, mübarek zât, ne yapıyorsunuz, demiş. Efendim, biz emir kuluyuz. Bu adamın defteri bozuk. Dünyada yaptığı da hesaba kitaba sığmaz. Onun için götürmek zorundayız, demişler. Mübarek zât, bir kağıt çıkarıp meleklere göstermiş. Kağıttaki yazı: Seni, seni sevenleri ve kabrinin civarındakileri afv ettik. Yanımda yatıyor, dokunamazsınız, demiş. Melekler selam çakıp gitmişler. Netice: Kurtuluş yine bunlarda. Bunların kabirlerinin yanında olmak bile büyük bir seadet. Fas'ta İslam Konferansı vardı. Konferans bitti, Mübarekleri aradım, efendim konferans bitti, ne napayım, dedim. Buyurdular ki; Merakeş diye bir şehir vardır, oraya gidin. Orada iki büyük zâtı ziyaret edeceksiniz. Birincisi, Şifa kitabın sahibi Kâdı İyad. İkincisi, Delail-ül Hayrât kitabının sahibi, Süleyman bin Cezuli. Mübareklere sorularak yapılan işten gördüğümüz hayır: Kazablanka diye bir şehir var, Merakeşe oradan gidiliyor. Kazablanka'ya geldik, Kazablanka oteline girdik, odamızı ayırttık. Mübarekler buyurmuşlardı ki; Yabancı bir memleketi ziyarete gittiğiniz zaman, önce Allahü tealanın evini ziyaret edin, camiye gidin. Ben de işi uzatır, Mübareklerin emri yerine gelmez diye, bavulları lobiye bıraktım, odaya çıkarmadım. Lobiye bırakıp çıktım, bir çocuğa para verdim, beni bir camiye götür, dedim. Çocuk aldı beni, bir camiye götürdü. Sıcak,.. öğle namazıydı. Bir cami, yanında bir türbe. Yanında da bir ağaç. Ağaçta belki yüzlerce serçe kuşu, altında herkes sıcaktan yere yatmış uyuyor. Acaba bu türbe uyutan cinstenmidir, dedim. Çünki, ben hiç böyle türbe etrafında yatan insanlar görmedim. Camiye girdim, sonra türbeye geldim. Pazar günü olmasına rağmen, türbenin başında kravatlı, yakışıklı bir adam vardı. Huşu ile ziyaret ediyordu. Benim ziyaretim bitti, onun da ziyareti bitti, nerelisin, dedim. Sen nerelisin dedi. İstanbul'dan geliyorum, Türküm dedim. Adam şaşırdı kaldı. Bu zât dedemin dedesi, biz seyyidiz. Bu mübarek zât, bu şehri alanlardan, şehit düşenlerdendir, mübarek bir evliyadır. Ben, ziraat mühendisiyim, her sabah dedemin kabrini ziyaret ederim. Bugün Pazar olduğu için ziyaretimi bu saate tehir ettim. Nereye gidiyorsun, programın ne, dedi. Yarın inşallah Merakeşe gidiyorum dedim. Arabası var, bizi aldı evine götürdü. Evine geldik, çayları içtik, pasta yedik. Hangi uçakla gidiyorsun, dedi. Anlattık. Hangi otele gidiyorsun, dedi. Söyledik. Ne oluyor, dedim. Sen şanslı bir adamsın. Merakeş benim amcamdan sorulur. Oranın ağasıdır, ipek tüccarıdır, köyleri vardır, senin işin tamam, dedi. Otele geldik, oh dedik, abdest aldık, tazelendik, Kur'an-ı kerimi yerine koyduk falan derken, sayın Ören, sayın Ören diye anons edildi. Aşağıya indim, son model bir araba, başında beyaz takkeli bir şoför. Sayın Ören senmisin, dedi. Evet, dedim. Geçin o zaman dedi. Peki efendim, dedim. Program ne, dedi. Kâdı Iyad, Süleyman bin Cezuli, dedim. Kâdı Iyad hazretlerine gittik, okuduk. Kâdı Iyad hazretleri buyuruyor ki; Rabbimin ihsan ettiği iki nimetten dolayı, ayaklarım bulutların üstünde, ellerim yıldızlara değiyor. Benden daha şanslı kimse olamaz, sevincimden uçuyorum. O kadar sevinçliyim ki, elimi uzatsam sanki yıldızları tutacağım. O kadar hafifim. Sanki bulutların üzerinde yürüyorum. Efendi hazretleri! bu kadar sevincinize sebep iki şey nedir, diye soruyorlar. Bir; âlemleri yaratan, her şeyi yoktan var eden, yüce Allah, beni insan yerine koyuyor, bana hitap ediyor. Bana kulum diyor. Beni muhatap kabul ediyor ve bana emirler veriyor, yasaklar koyuyor.. Bundan daha büyük şeref ne olabilir? Bir insan olsa olsa dünyada köle olur. Kimin kölesisin derler. Ben, yerleri gökleri yoktan var eden, yaratan yüce Allahın kölesiyim. Benim için ne şeref! Sonra Allahü teala beni Muhammed 'aleyhisselam'a ümmet yapmıştır. Herkes kendi hocasını meth eder. Benim hocam, Muhammed 'aleyhisselam'dır. Çünki, benim hocalarımın hocası, Muhammed 'aleyhisselam'dır. Ben nasıl sevinmeyeyim? Çünki kainat, Onun hürmetine yaratılmıştır, feyz kaynağının başı, Peygamber efendimizdir 'aleyhissalatü vesselam'. Onun için, kendimi bulutlara basıyor gibi his ediyorum, diyor. Herkes hocası ile öğünür. Ben, filancanın talebesiyim, der. Ben, Resulullahın talebesiyim. Öyle bir Peygamber ki, gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin üstünü, Allahü tealanın sevgilisi. Böyle bir Muhammed aleyhisselamın müteselsilen talebesiyim. Çünki, benim yolum O'na gidiyor. Yüce Allahın kulu olmak, kölesi olmak, böyle bir Peygamberin talebesi olmak, vallahi yeter diyor. Kâdı Iyad hazretleri böyle bir zât. Ayaklarınızı basarken nereye bastığınızı bilin. Hele bindörtyüz sene sonra bulutlar bize az gelmeli! Sonra nereye gideceksin, dediler. Süleyman bin Cezuli hazretlerine dedim. Peki dedi, gittik. Süleyman bin Cezuli, Delail-ül Hayrat kitabını yazan mübarek bir zât. Nasıl olsa bekliyor diye bin tane salevat-ı şerife okudum, ruhuna hediye ettim. Kâbe-i muazzamayı hiç görmedim, Cenab-ı Peygamberi 'sallallahü aleyhi ve sellem' hiç ziyaret etmedim. Lütfen efendim, beni gönderin, dedim. O sene ömre nasip oldu. Sonra, şimdi eve dedi. Peki efendim, dedim, gittik. Ben böyle ev görmedim. Küçük bir saray. Haremlik selamlık, tam Osmanlı. Selamlıkta, erkeklerin kaldığı yerde yerin hazır. Sen de burada kal dediler. Yok, otele döneceğim, dedim. Yarın saat dokuzda seni almaya geleceğim, hazırlan dedi. Emrin olur ağam dedik, ertesi gün saat dokuzda kalktık, hazırlandık, arabayla geldi. Benim köylerim var, şimdi köylere gidiyoruz dedi. Arabayla arazinin içinde dolaşıyoruz, ucu yok. Portakal bağçeleri var, köylüler çalışıyordu. Oğlu geldi, o da eczacıymış. Oğlu da Fransadaymış. Arapça bir şeyler konuştular, Allah Allah dedi, kolundaki saati çıkardı, bak arkadaş, ben bu saati Paristeyken aldım. Bu kıbleyi gösteriyor. Babam da seni çok sevmiş, al bu saat senin olsun, dedi. İstanbula geldim, arkadaşlara, en çok kim kitap dağıttı diye sordum, saati ona verdim. Velhasıl, buradan çıkan netice şu: Bir; sorarak yapılan işten mutlaka hayırlı netice alırsınız. İki; yabancı bir memlekete gidince, hiç olmazsa aynı gün Allahın evini ziyaret edin. Cenab-ı Hak hadis-i kudside buyuruyor ki; Herkes misafirini kendi imkanı ve iktidarı nispetinde ağırlar. Doğru. Köylünün evine gidersin, şehirlinin evine gidersin. Herkes kendi imkanı nispetinde misafirini ağırlar. Allahü teala buyuruyor ki; Benim evime geleni ben şanıma layık şekilde ağırlarım. Bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz 'sallallahü aleyhi ve sellem' buyuruyorlar ki; Bir mü'min Allahü tealaya dua ederse, Allahü teala o duayı mutlaka kabul eder; ama üç şekilde. Birincisi, peşin. Yani dua ediyorsun, Cenab-ı Hak veriyor. İkincisi, veresiye. Yani, kabul ediyor; ama vermiyor. Ne zaman veriyor? Ya ölürken, ya kabirde, ya mahşerde. Yalvarıyorsun, yakarıyorsun, dünyada vermiyor. Ama Cenab-ı Hak sana en lüzumlu olan yerde buyuruyor ki; Dünyada iken ettiğin duanın karşılığını peşin vermedim; ama en muhtaç olduğun yerde, sırat köprüsünde al bakalım şimdi. Bakıyorsun ki, sırat köprüsünü geçmişsin, haberin yok. Üçüncüsü, ne dünyada verir, ne ahirette. Ama duayı kabul ediyor? Senin dertlerini giderir, sıkıntılarını giderir, borçlarını öder. Bütün maddi ve manevi sıkıntılarını o dua ile hal eder. Allah bu, gel de böyle bir Allahın kulu olma 'celle celaluh'. Bir mü'min, bir insan, iki evin kölesi olamaz. O halde mü'min ya Allahın kölesidir, ya nefsinin. Nefsinin kölesi Cehenneme, Allahın kölesi Cennete gider. Allah hepinize selamet versin. . devamı var- Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.