Ana Sayfa

En büyük saadet, iki cihanın en üstün insanı olan Muhammed aleyhisselama tâbi olmaktır. "Muhammed Masum hazretleri"

Âb-ı Hayat - 602 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Image -------------------------------------------------------------------------------- Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... ............ 2001 krizi sıraları idi. Enver abim, rahatsızlıkları sebebi ile bir müddet Sarıyer'de evlerinden çıkmadılar. Sarıyer'de, bizim evimiz ile arada sadece 1 (bir) ev vardı. Sık sık ziyaretlerine giderdik. Komşu olmak nimetinden dolayı, bilhassa yatsı namazlarını, Enver abimlerle beraber kılardık. Zaten her akşam misafirler de olurdu orada. Hânede imamlık vazifesini yapan abi izinli olduğu zamanlar, yatsı namazında Enver abim beni imam yaparlardı. O evde hergün târihî günler yaşanır, ele geçmez sohbetler olurdu. Bu nimet, ev satılana kadar, senelerce devam etti. Hattâ, gelen misafirlerimizi dahi, Enver abimden izin alarak oraya götürürdük. Merhametlerinden kabul ederlerdi hep. O günlerde Enver abimden her konuda çok istifade ettik, çok iltifatlarına kavuştuk. Bizi kendilerine o günlerde ahiret kardeşi yaptılar. Huzurpınarının temelleri o günlerde atıldı, neleri nasıl yapmamızı, neler yazmamızı tek tek anlatırlardı, bazan telefonla, şu kelimeyi değiştirdim buyurarak detaylarına kadar ilgilenirlerdi. Huzurpınarının her zaman arkasında oldular, her defasında ne kadar büyüdüğünü, kaç abone olduğunu sorarlardı. Yine bir gün, Enver abim, Osman abim ve ben üçümüz otururken, gazeteden gelen abi, defterinden liste halinde o günkü notları anlatıyordu, kimlerin geldiğini, neler konuşulduğunu anlatıyordu. Notların arasında bir tane de Huzurpınarından şikayet vardı. Aniden şaşırdım, Enver abim ne diyecek diye baktım. Çünki bizim için mühim olan Enver abimin ne diyeceğidir. Herkes memnun olsa, Enver abim memnun olmasa, o hizmet devam etmez. Herkes şikâyetçi olsa, Enver abim memnun olsa, devam edilir. Biz sadece 1 (bir) kişinin memnuniyetine bakarız. Çünki Rabbimizin rızasının bu yönde olduğuna inanırız. Onun için nefesim kesilmiş vaziyette Enver abimin yüzüne baktım, hiç üstünde durmadılar, "geç, huzurpınarından biz razıyız, Ali'nin hizmetlerinden memnunum, Ali benim iznim olmadan iş yapmaz" buyurdular. (not: üstteki resim, o târihî sohbetlerin yapıldığı salondan bir görüntüdür.) ........ devamı var.
 
Âb-ı Hayat - 595
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... ............ Enver abimin kalbinde, insanlara karşı öyle bir sevgi, muhabbet vardı ki,.. insanlar ahiretde yanmasın diye ömrü boyunca uğraştı. Her yaptığı işte mutlaka insanların ahiretde kurtulmasına ait bir yönü vardı. Birisi bir sual sorduğunda, mutlaka onun ahiretini düşünerek cevab verirlerdi. O, insanları çok sevdiğinden insanlar da Onu çok severdi. 22 şubatta Eyüp Sultan'da cenaze namazı buna delildir. Eyüp Sultan'daki o mahşerî kalabalığın bir ikincisini gördüm diyen hiçbir insan bulunamaz herhalde. Enver abimizi her insan elinde olmadan, farkında olmadan severdi. Tabii bu sevgi, Onun kalbinden gelen sevginin yansımasıdır. Enver abimin kalbinde anlaşılamaz bir mıknatıs vardı,.. öyle ki; insanlar O'na doğru kuvvetle çekildiğini farkederlerdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hocamız buyuruyordu ki; "Kalbden kalbe bir yol vardır; o yol, muhabbet yoludur. İş, o yolu ele geçirmektir. Bu muhabbet yolu ele geçerse, insan sevdiği ile beraberdir. Gece de beraberdir, gündüz de beraberdir. Dünyada da, ahiretde de beraberdir. Kabrde de, mahşer yerinde de beraberdir. Sevince beraberlik böyle olur" buyuruyorlardı. "İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli" buyuruyorlardı. Çünki Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, dünyada kimi severseniz ahiretde onun yanında olursunuz buyuruyorlar. Onun için, Enver abim de sık sık; "Kim olduğunuz değil, kiminle olduğunuz önemli" buyururdu. "Ahiretde nerede ve kimlerle beraber olmak istiyorsanız bu tercihi dünyada yapın" buyuruyorlardı ve bunun nasıl olacağını öğretiyorlardı. Yani, son nefesde imanla ölebilmenin yolunu gösteriyorlardı hep.. Sık sık söyledikleri bir söz: "Kurtulmak için kurtulanlarla beraber olmak lazım" buyururlardı. Son sohbetlerinin birinde, (miraç kandilinde) buyurmuşlardı ki; "Size mutlak olan birşey söylüyorum: ahiret hayatı, dünya hayatından daha rahat, daha huzurlu, daha iyidir. Sakın ola ki ölümden korkmayın. Ölüm; evin bir odasından diğer odasına geçmek gibidir. Müslümanlar son nefeste peygamber efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem görerek ve cennet hayatını görerek, ölüm acısını hiç duymayacaklardır. Ömrü olana bu hizmetler, bu nimetler devam eder, ömrü olmayana da cennet nimetleri nasib olur inşallah." buyurmuşlardı.. Gerçi Enver abimiz her zaman ölümden bahsederler, ölümü hatırlatırlardı, fakat son zamanlar kendilerini anlatmışlar lakin biz anlayamadık veya sevgimiz anlamamıza mani oldu. Her zaman anlatırlardı ki; "Son nefesde beyindekiler silinir, fakat kalbdekiler kalıcıdır. Beyin, bilgi yeridir, kalb ise sevgi yeridir. Son nefesde iman ile ölmek veya imansız ölmek, kalbdeki sevgiye tabidir. Kalbde yüzde ellibir neyin sevgisi önde ise ölüm anı o yönde olacaktır" buyururlardı. Ve sevdiklerinin kalblerinde ahiret sevgisinin önde olmasını, dünya sevgisini kalbden çıkarmayı tavsiye ederlerdi, bunun ehemmiyetini kalblere nakış nakış örerlerdi. Dünyayı kullanmak değil, sevgisinin kötü olduğunu, kalblere girmesinin kötü olduğunu her zaman anlatırlardı. Dünyanın bir binek olduğunu, vasıta olduğunu, gaye olmadığını, en iyisinden kullanmak fakat kalbe koymamak lazım olduğunu anlatırlardı. Dünya sevgisini kalbe koymanın, sarayın içine çöp dökmek gibi olacağını anlatırlardı. Bir sözün tesir etmesi için söyleyenin o meseleyi tatbik etmesi, uygulaması lazımdır. Enver abimizin sözleri kalblere tesir ederdi. Çünki kendi menfeatini hiç düşünmez, daima karşısındakinin iyiliği için, ahireti için söylerdi.. Laf olsun diye değil, hücrelerine kadar inanarak, kalbinden söylerdi. ........ devamıvar. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 574 (Cum'anız mubarek olsun efendim)i
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz Imageefendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... ............ Bâzı insanlar vardır, ahiretde kendini kurtarabilmek için yaşar. Tabii ki akıllı olan herkes ahiretini düşünerek, orada kimlerle ve nerede bulunmak istiyorsa bu tercihi kendisi hür iradesiyle yapar,.. ama bu tercih dünyada yapılır. Ahiretde başına neler geleceğini düşünmeden iş yapana zaten akıllı denir mi..? Fakat bazı insanlar da vardır ki, sadece kendisini kurtarmak için yaşamaz, Onların başka derdi vardır. Hatta o derdi yanında kendini düşünmez bile.. Onların esas dertleri; HİÇBİR İNSAN AHİRETDE YANMASIN, herkes dünyada ve ahiretde huzurlu olsun. İşte o büyüklerin esas dertleri budur. Nübüvvet yolundan gelen büyüklerin ortak derdidir bu. Ve akıl ile anlaşılamayacak derecededir. Enver abimin kalbinde de, insanlara karşı öyle bir sevgi vardı ki,.. insanlar ahiretde yanmasın diye ömrü boyunca uğraştı. Kendisini yakın tanımayanların bunu anlayabilmesi mümkün değildir. O, insanları çok sevdiğinden insanlar da Onu çok severdi. Enver abimizi her insan elinde olmadan, farkında olmadan severdi. Tabii bu sevgi, Onun kalbinden gelen sevginin yansımasıdır. Enver abimin kalbinde anlaşılamaz bir mıknatıs vardı,.. öyle ki; insanlar O'na doğru kuvvetle çekildiğini fark ederlerdi. Enver abim buyururlardı ki; "Müslüman hasreti çekilen insandır, özlenen insandır. Her an ihtiyaç duyulan insandır. Görsek de istifade etsek diye yanına koşarak gidilen insandır. Karşılaşmasak diye kaçılan değildir. Müslüman karıncayı bile incitmez..." buyururlardı. İşte Enver abimizin tarifi ve hususiyetleri böyledir. Enver abim, zaman zaman hizmet için bazı arkadaşlara vazife verirlerdi. Mesela "huzurpınarı hizmetleri", kurulduğundan itibaren her zaman Enver abimin himayesinde idi. Zaman zaman çağırırlar, nasıl hizmet edileceğini anlatırlar, neler yapmamız lazım olduğunu, nelere dikkat edilmesi lazım olduğunu anlatırlardı. Bazan da telefon veya mail ile de bildirirlerdi. (Bizzat telefon ederek, şu kelimeyi, şu şekilde değiştirdim dedikleri de olmuştu. Mail ile irtibat ise hergün muntazam idi.) Birkaç defasında yanlarına oturtup kendi bilgisayarlarında huzurpınarını açarak şu dursun, bunu kaldır dedikleri de olmuştu. Hatta kendi bilgisayarlarından bazı bilgileri vermişlerdi (2008 de Yalova'da). Sarıyer'de 2008 senesinde ekim ayında huzurpınarı için şu nasihatleri yapmışlardı: "Ekibini sağlam kur, bundan sonra bir müddet hızlı büyürsünüz. Bizim işimiz insanlar kurtulsun diye uğraşmak, ahiretde yanmasınlar diye uğraşmaktır. Dinimizin yayılması için çalışanlar, Peygamber efendimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" vârisleridir. En zor iş, dîne hizmet etmektir. Allahü teala sevdiği işi sevdiklerine yaptırır, sevmediği işi sevmediklerine yaptırır. Allahü tealanın en sevdiği iş, dinimize hizmet etmektir. Kim dîne hizmet ederse din ona sahip çıkar. Dîne hizmet eden aziz olur. Ölürken şehid olarak ölür. Emr-i maruf sevabı, harp meydanında gazaya verilen sevabdan daha fazladır. Bu zamanda fitne çıkarmadan hizmet edebilmek çok mühimdir. İyilerin düşmanı çok olur. Hased edenler de çok olur, bazı şeylere kulağınızı kapayın. Bu dinin iki tane ayağı vardır. Birincisi öğrenmektir, ikincisi de öğretmektir. Eğer bize ecdadımız dinimizi öğretmeselerdi, biz şimdi kim bilir ne olurduk! Eğer onlar canlarıyla, mallarıyla, kanlarıyla, bol fedakârlıklar göstermeselerdi, hiç birimiz İslamiyyeti bilemezdik. Peki bizden sonra gelecek olan nesiller, ecdadımız bir sürü fedakârlık yapıp size bunları öğrettiler, peki sizler bize bunları niçin öğretmediniz derlerse halimiz ne olur? Onun için az da olsa bir şeyler yapmalıyız. Hiçbir hasenâtı geri çevirmemeliyiz. İmam-ı Rabbani hazretleri kuddise sirruh buyuruyorlar ki; Allahü teala bir kuluna iki şeyi vermişse, ona her şeyi vermiştir. Birincisi, Ehl-i sünnet vel cemaat itikadı. İkincisi, ilim öğrendiği kimsenin Allah adamı olması. Allah adamı olmak çok zordur. Padişaha yazdıkları bir başka mektuplarında yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyorlar ki; Bütün vaazların, bütün nasihatlerin özü, Allah adamlarıyla beraber olmaktır. Çünki bu dünyada kim ile beraber olunursa, kim sevilirse, ahirette de onunla beraber olunacaktır. Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam buyuruyorlar ki; Kişi sevdiği ile beraberdir. El mer'ü mea men ehabbe. Allah korusun, bir Allah düşmanına muhabbet beslersen, onunla beraber olursun. Bir Allah dostuna muhabbet beslersen, onunla beraber Cenette olursun. İnsanlar yanmasın diye uğraşmamız lazım. Sizin ahiretde kurtuluşunuz huzurpınarı ile olur. Huzurpınarı, Hocamızın anlatılmasında çok hizmet ediyor. Bu hizmetlerinizden memnunuz. Hocamız buyuruyordu ki; "Kalbden kalbe bir yol vardır; o yol, muhabbet yoludur. İş, o yolu ele geçirmektir. Bu muhabbet yolu ele geçerse, insan sevdiği ile beraberdir. Gece de beraberdir, gündüz de beraberdir. Dünyada da, ahiretde de beraberdir. Kabrde de, mahşer yerinde de beraberdir. Sevince beraberlik böyle olur" buyuruyorlardı. "İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli" buyuruyorlardı. Çünki Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, dünyada kimi severseniz ahiretde onun yanında olursunuz buyuruyorlar. Onun için, Kim olduğunuz değil, kiminle olduğunuz önemli. Ahiretde nerede ve kimlerle beraber olmak istiyorsak bu tercihi dünyada yapmalıyız. Kurtulmak için kurtulanlarla beraber olmak lazım. Son nefesde beyindekiler silinir, fakat kalbdekiler kalıcıdır. Beyin, bilgi yeridir, kalb ise sevgi yeridir. Son nefesde iman ile ölmek veya imansız ölmek, kalbdeki sevgiye tabidir." Enver abim, asırlarda ender yetişen çok müstesna bir insandı. Allahü teala rahmeti ile merhameti ile muamele eylesin inşallah. ........ devamı haftaya inşallah. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.